İkinci Tavır

Yayınlandı: 16 Kasım 2017 / Genel

Nefs-i levvâme makâmı tehlike ve hatar üzerine idüğin bilesin ve nefs-i emmâre ile nefs-i levvâmenin ahvâlini dâima tefakkud edip murâkabe altında tut!

Levvâme sıfatı, nefs-i-emmâre’ye pek yakın olduğundan bu sıfatta olanların da akıbetlerinden korkulur, demişlerdir: Yâ Rabbî! Ey kalpleri halden hâle çeviren Allâhım, kalplerimizi, dinin ve ta’atin üzere çevir de orada sabit kadem eyle bi-hürmeti-câh-i seyyid-il-mürselîn.

Eğer aşkı seversen cân olasın

KENDİMİZİ TANIYALIM
İkinci Tavır

Bu nefsin var yedi bâbı üçünde hiç de eğlenme
Sakın emmârede, levvâmede hiç durma dinlenme

Nefis mertebelerinden ikincisi “kalb-i tıfliyye”dir. Bu mertebenin nefsi “nefs-i levvâme”, makamı “kalp”, seyri “seyr-i lillah”, zikri ise “Allah”tır. Yaşadığı âlem, dünyada mucib-i şehavât olan “yevm-i berzâhiyye” nefs-i levvâme çocuk cevherindedir. Sâlikin bulunduğu  makamda ilerlemesi için “terk-i âdet” gereklidir.

levvameNefs-i emmâre ile kim bulsa hevâ
Zahm-i levvâmeye ol bulmaz devâ

“Kınayıcı nefs”de denilen nefs-i levvâmede kalp, az da olsa kalp nûru ile nûrlanmış ve sahip olduğu bu nur mikdarınca uyanıklık kazanmıştır. Bu mertebede nefis, gafletten bir miktar kurtulduğu için özeleştiri yapabilmekte, kendisini kınayıp günah işlemekten çekinmekte ama tamamen olgunluğa erişemediği için yine de günah işlemeye devam etmektedir. Bu mertebede nefsinin kötü sıfatlarını eleştirmeye başlayan sâlikin Kur’ân’daki emirlere karşı bağlılığı ve salih amelleri artmıştır.

Nefs-i levvâme, dâima Hazret-i izzetten çekinen ve mahzûn olan, kahra sebep olacak amellerinden imtinâ ederek, lutfa lâyık olmaya gayret…

View original post 1.841 kelime daha

Reklamlar

Birinci Tavır

Yayınlandı: 09 Kasım 2017 / Genel

Nedür ol ŧavr-ı evvel śadruñ ey yār
Mine’l-ħalķi ile’l-ħalķ oldı her bār

Eğer aşkı seversen cân olasın

KENDİMİZİ TANIYALIM
Birinci Tavır

Geldi tenbîh remz-ile görmez misin
Tutup emri ölmeden ölmez misin

Nefs mertebelerinde birinci tavır “sadr-ı hayvaniye”dir. Bu mertebenin nefsi “nefs-i emmâre”, seyri “seyr-i ilallah”, zikri “Lâ ilâhe illallah”, makamı ise “sadr”dır. Bu mertebede tabiatıyla bulunan sâlik, kelime-i tevhid zikrine (darb-ı tevhid) devam etmelidir.

zikr_tevhid

Nice mecruh eylediyse ruhunu emmâre nefs
Sen de gürz-ü zikr ile dön başına eyle kısâs
Azgın nefs-i emmâren ruhunu nîce bin günâh ile nasıl yaraladı ise sen de zikir topuzuyla ona kısas uygula; vur başına darb-ı zikri… çünkü bundan başka bir amelin kalbe etkisi yoktur. Nefs-i emmâre, bir mürşid-i kâmile biat eden sâlik için manevî yolculuğunun başlangıç noktasıdır. Bu mertebe adını Yusuf suresi 53. ayet-i kerimesinden almıştır: “Ben nefsimi temize çıkarmam, çünkü Rabbimin merhamet ettiği hariç, nefis aşırı derecede kötülüğü emreder.”

Ben kendimi temize çıkaramam. Doğrusu bir kişi, elbette kendi isteklerinin zorbalığında olduğunda bir kötülük içinde olur. Ancak Rabbinin merhametini anlayanlar başka. Muhakkak ki…

View original post 960 kelime daha

Şayet O, Şeddeli Diktatör Olsaydı?
Uzak durmaya çalıştığım bir konuda, bugün güncel bir olaya dâhil olma zarureti hâsıl oldu.
Özet bir cevap olarak: “Bal küpünden bal, pislik küpünden elbette pislik akar” denilebilirdi, ancak bu güncel konuya da mutlaka anlamlı ve muknî cevaplar verilmelidir. Şöyle ki:
Birileri, kudurmuşçasına yalan ve iftiralarla; halkın güveni artarak DEFALARCA seçtiği ve bağrına bastığı Cumhurbaşkanına “faşist diktatör” diye afkuruyor. Başlarındaki kişi ise “hoop hooop, n’oluyorsunuz, siz de haddi aşıyorsunuz hâ. Bu davranış biçimini halk asla kabul etmez. Zararı partimize olur” gibi sözlerle, sövücüleri akla ve mantığa çağıracağına, aksine onlara sahip çıkarak, birkaç “şedde” de o koyuyor. Maalesef acı manzara böyle…
Hani “cami duvarına tükürmek (!)” gibi bir atasözü var ya, önce o söz akla geliyor ve bu densizlikler, herhalde bunlarda “eceli gelme” belirtileri yaşandığını gösteriyor…
Neyse, bu âkıbet onların kendi problemleri. Ancak, ben şu Faşist diktatör lafına takıldım.
I.-Faşist Diktatör ne demek? II.-Kim söylüyor? III.- Kime ve nasıl bir kişi için söyleniyor?
Birlikte bu üç soruya da cevap bulacağız ve bu afkurmayı tahlil edeceğiz, inşallah…
I.-Faşist Diktatör: İcrâ ve Kavram itibariyle, “Faşist Diktatör” denilince; kendi ırkından olmayanları ve itiraz edenleri fırınlarda cayır cayır yakan Alman ırkçı lider Hitler akla geliyor. Halkına karşı devlet terörü estiren Benito Mussolini akla geliyor. Her türlü düşünce özgürlüğüne karşı savaş açan Nikolay Çavuşesku akla geliyor. Kendi ülkesinin insanlarına karşı savaş açıp, kadın-çocuk ayırmadan yüzbinlerce masum vatandaşlarını öldüren Başer Esed ve Slobodan Milosevic, gibi zalimler akla geliyor.
Bizim ülkemizden ise sadece ‘şapka giymedikleri için’ 3000 masumu idam eden ve o günlerde “şapka giymedi diye adam mı asılırmış” diyen ve bir Hanım olan Şalcı bacıyı bile idam eden ve fâili meçhullere atan, tek parti zihniyeti akla geliyor…
Bunların savunmalarında ise icrâ ve kavramları es geçip, ‘siyasi terime’ veya ‘hukuki terime’ sığınmaya çalışmak, âlemi kör ve sağır sanmanın, korkaklığın ve kaypaklığın ürünüdür.
Meselâ; “Lâilkik” siyasi ve hukuki terim olarak, “DİNİN, DEVLETE BASKI YAPMAMASI” anlamı taşır, fakat ‘tek parti ve 28 Şubat icrâatlarında’, dindarlara, özellikle de Müslümanlara karşı acımasızca “irticacı savaşı” açılmış ve DİN ile ilgili her şeye sinsice KIYIM uygulanmıştı.
İşte bu nedenlerle de Faşist Diktatör denilince, yukarıda örnekleriyle arz edilen, “gerçek kavram karşılığı” kast edilmiş oluyor, siyasi terim karşılığı değil. Kıvırmaya hiç gerek yok…
II.- Kim söylemiş? Şahsi kinlerini kusarken kendilerinden geçen, o mâlum kişiler söylemiş. Hani Hz. Mevlana’ya atfedilen bir atasözümüz var yâ: “Bir lafa bakarım laf mı diye. Bir de söyleyene bakarım adam mı diye?” Bu itibarla, söz de, söyleyen de muhatap alınmaya değmez. Ancak kuyuya bir taş atılmış ise birçok akıllılar o taşı çıkarmak zorundadırlar.
Bu konuya da böyle baktığımız için, kamuoyunu doğru bilgilendirmeye çalışıyoruz…
III.- Bu ‘faşist diktatör’ lâfı kime ve nasıl bir kişi için söyleniyor? İşte burası çok önemlidir.
Eğer Cumhurbaşkanımızda; onların kudurmuşçasına vurguladıkları anlamda, zerre kadar Faşist Diktatörlük olsaydı, 14 sene içinde binlerce karşı görüşlü kişiler, (I. Md.’deki gibi) fâili meçhullere giderdi ve hiçbir kimse de böylesine adî hakaretlere asla cür’et edemezdi.
Eğer Cumhurbaşkanımızda; zerre kadar Faşist Diktatörlük olsaydı, 2002’de %34 ile iktidara geldiği halde, 14 senede halkın teveccühüyle onun oyları, % 50’lerin üzerine çıkmazdı.
Eğer Cumhurbaşkanımızda; zerre kadar bir Faşist Diktatörlük olsaydı, 15 Temmuz Hain darbe girişiminde, tek bir çağrısıyla milyonlarca halk sokağa dökülüp, malları ve canları pahasına ona ve Cumhuriyete sahip çıkmazlardı.
Eğer Cumhurbaşkanımızda; zerre kadar Faşist Diktatörlük olsaydı, 14 sene içinde zaten Cumhuriyet te kalmazdı. Te’yid için; Geçmişimizdeki ve çevremizdeki örneklere bakınız…
· Peki, acaba bunlar, Cumhurbaşkanımızı niçin ‘faşist diktatör’ zannediyorlar?
İşte can alıcı nokta da burasıdır, hemen arz edeyim:
1. Lâiklik kavramını, esas anlam itibariyle değil de, kendi kafalarına göre uygulayıp, bu 14 sene içinde ‘DÎNİ ve DİNDARLARI irtica tehlikesi görerek, din adına her şeye artık savaş açamadıkları için, dine karşı müsamahaları durduramadıkları için’ ve karşılarında, arkasına HALK desteği almış bir dünya lideri gördükleri için kuduruyorlar. Böylece sadece, her şeyi göze alarak, ucuz ve basit kahramanlık şovu yapabiliyorlar…
2. Sn. R.T.E. Halk desteğini alarak, güçlü ve başarılı bir iktidar olduğu için; artık “Ordu Göreve” diyemediklerinden dolayı, artık postal yalayıcılıkları işe yaramadığı için, “Bin yıl sürecek” dedikleri 28 Şubat zulmüne artık başvuramadıkları için, başörtüsü ve katsayı yasağını kaldırdığı için kuduruyorlar. Böyle bir Dünya liderine artık diş geçiremedikleri için de böyle ucuz ve basit kahramanlık şovu yapıyorlar…
3. Bundan sonra onların, artık iktidar şansı hiç kalmadığı için, bu güçlü devleti yıpratma adına, özellikle tüm şer güçlerin düzenledikleri GEZİ olayları, 17-25 Aralık cuntası, hatta 15 Temmuz Darbe girişimi ile bile diş geçiremedikleri için kuduruyorlar. Çaresiz kaldıkları için böyle ucuz ve basit kahramanlık şovu yapıyorlar…
4. Daha yazayım mı? Köşe yazısı sınırlarını zorlamayalım. Bu gerekçeler gibi, sizler de yüzlerce gerekçe bulabilirsiniz. Ben akla kapı açmak için, sadece birkaçını arz ettim.
Aslında; 15 yıldan beri girdiği her seçimden ezici üstünlükle çıkması, bir adamın “HALKIN ADAMI” olduğunu gösterir ve “diktatör” yakıştırmalarını da boşlukta bırakıp, tamamen çürütüyor.
Düşününüz! Hangi diktatör, halkının köy sofralarında iftar açtığı görülmüş ki?
Hangi diktatör, insanlığın acılar çektiğini gördüğünde gözyaşlarını tutamamış.
Hangi diktatör, kendisine hakaret edenleri, hele hele öldürmeye alenen tam teşebbüs edenleri bile, sadece adalete teslim etmiş?…
Bu basiretsiz ve gereksiz “faşist diktatör” saldırıları da, bu yakıştırmaları yapanların, yani yarım asırdan fazla zamandan beri tek bir galibiyet alamayan bir zihniyetin, başarısızlıklarını, vasıfsızlıklarını ve halk çoğunluğu tarafından itibarsızlıkla dışlandıklarını gösterir. Vesselâm…

*A.Raif ÖZTÜRK

maxresdefault

 

Tut kulağın sanadır hitâb

Yayınlandı: 27 Ekim 2017 / Genel

İki âlemden haberdarım diyen dünya nedir
Bugünü bildinse indinde olan ferda nedir
Sende benlik bende senlik görünürken zâhidâ
İki âlem bir vücuttur deyen ile fetva nedir
Mazi müstakbel bu dem hak ki bunlar üç olur
Bunları cem eyleyüp bir eyleyen Anka nedir
İki derya bir vücut olsa ikilik mahv olur
Ya bu sen ben deyu halkın ettiği kavga nedir
Bir vücutta on sekiz bin âlem oldu bir kadeh
Bu kadeh içre dönüp raks eyleyen sahbâ nedir
Aleme nisbet gerektir dâne-i haşhaş veli
Pes derununda temevvüç eyleyen derya nedir
Der isen dam-ı beladır aşıkın başına aşk
Ma’şukun vechinde açılan gül-ü hamra nedir

Eğer aşkı seversen cân olasın

Ehli olana Kaygusuz Sultân’ın Öğütleri
Ey tâlib-i Hak ve hakîkat!

kaygusuz_abdal.jpg

Gel imdi kendine insâf eyle; seni ebediyyen mahv edici cehil marazlarına ilaç bul. Fırsat elde iken gece gündüz durmayub çaresini ara tâ kim ol korkulu menzillerden emîn olasın. Yoksa yâr ü yoldaşın cehil marazından kurtulub şâd ü handan selâmette olduklarını görürsün ve sen gam ve gussaların ve cehalet sebebi ile başına üşüşecek türlü belalara giriftar olub kalırsın. Ol vakit çok peşîman olursun amma fâide etmeye. Fırsat elde iken nadanlığı bırak dânâ ol. Kendini arifler ve ehli diller sohbetine ve meclisine lâyık eyle. İnsan-ı kâmile eriş tâ ki dünya ve âhiret marazlarından emîn olasın.

Mürşid-i kâmili bulduktan sonra aşkı delil edüb özün bilüb arif olub Hakkı vücudunda bulasın. İmam Ali (kerremallahu vechehu) ilk defa idi Peygamber aleyhisselâm’a sordu: Ya Resullâllah ne amel edeyim ki amelimi zâyi’ etmiş etmiş olmayım. Hz. Resul buyurdu: Hakkı istersen kendini bil! Arifleri cem edüb daima sohbet…

View original post 1.109 kelime daha

Abdestin hakîkatine dâir

Yayınlandı: 27 Ekim 2017 / Genel

Bir mü’min abdest alsa bir nehir neşelenir, dolaştığı şehir neşelenir…
Tâze bir abdestle başladığı yeni gün, ömründe,
tâze abdestle karşıladığı her bir namaz vaktinde,
abdestinden şüphesi olmayanlara,
eşhedû kapısını görenlere,
besmeleyi kilide denk getirenlere
ya yolunda olanlara selâm olsun…

Eğer aşkı seversen cân olasın

Âbdestimiz namâzımız doğruluktur tâ’atimiz
Aşk ile bağladık kâmet, safımızı kim ayıra

abdest

Alıp abdestini hem beş vaktini gel kılagör
Hâb-ı gafletten uyan yarın ulu dîvandayız

İşte böyle buyurmuş Âşık Paşam, şimdi de yârin ulu divânında değil miyiz?

O halde ibâdetlerimizi âdetten ayıran niyetlerimizi tazelemek, abdesti alıp bozmak yerine, abdesti nurdan bir zırh gibi giyinmek vakti gelmiştir.

Abdest, vehleten temizlik gayesine matuf dînî bir hareket olarak görülür böyle olmakla beraber temizliğe, ruhun söz vermesinin bir “Taahhüd Senedi” mâhiyetindedir. O hâlde abdest, temizlik üzerine temizlik değildir, pek mühîm bir bağdır, bağ. Su bulunmayan yerde toprak ile abdest yâni teyemmüm yapılır. Toprak esasında maddî temizliği yapamaz. O hâlde esas “ruhî bir disiplin” insan benliğinde teyemmüm esasına dayanmaktadır. TAAHHÜD ile verdiğimiz söz şudur:

“Yâ İlâhî! Huzuruna çıkmak, secdeye kapanmak, sana şükretmek arzusundayım, irâdem dâhilinde bulunan bütün muzır ve günah diye emir buyurduğun şeylerden kendimi tutacağıma söz veriyorum! Elimde olmayanlardan beni muhafaza et de şükrümü tamamıyla yapmış…

View original post 990 kelime daha

Kur’an-ı Kerim’de İsrail’in Sonu

Yayınlandı: 06 Ekim 2017 / Genel

BISMILLAHIRAHMANIRAHIM

Yahudi meselesinin bizleri ilgilendiren çok önemli bir yönü, Kur’an-ı Kerim’de beyan buyrulan İsra Sûresi ve ayetleridir.

Malûm olduğu üzere, Kur’an-ı Kerim’de Yahudilerle alakalı değişik birçok ayet bulunmakta ve genel olarak Yahudinin yapısı, karakteri, fiilleri bizlere anlatılmaktadır. Yahudi’de ırk ve din, adeta bütünleşmiştir. Yahudi olmayan Musevî ve Musevî olmayan Yahudi, hemen hemen yok gibidir. Cenab-ı Hak da bu kavmi lanetlediğini açıkça ifade etmektedir. “Onların üzerine horluk ve yoksulluk yüklendi. ALLAH ’ın gazabına uğradılar. Bu ALLAH ’ın ayetlerini inkar ettiklerinden ve haksız yere Hz. Zekeriya, Hz. Yahya ve Hz. Şuayb gibi peygamberleri öldürerek isyan etmelerinden ve aşırı gitmelerindendir.” (Bakara Sûresi, ayet: 61)

O peygamber katilleri hakkında, Maide Sûresinin 64. ayetinde şöyle buyuruluyor: “Bir de Yahudiler, ALLAH ’ın eli bağlıdır, cömert değildir, dediler. Bu dedikleri söz sebebiyle, elleri hayır yapmak hususunda bağlandı ve lanetlendiler. Doğrusu ALLAH ’ın kudret elleri açıktır, dilediği gibi ihsan eder. Andolsun ki, sana Rabbinden indirilen ayetler, onlardan bir çoğunun azgınlığını ve küfrünü artıracaktır.”

“Lanetlenen Yahudilere, acaba Cenab-ı Hakk’ın biçtiği hüküm nedir?” şeklinde bir soru gündeme getirilir ve Kur’an ayetleri bu gözle taranırsa, karşımıza İsra Sûresi çıkmaktadır. Bu sûrenin başlıca özellikleri şunlardır:

• İsra sûresi, Müslümanlarla Yahudilerin münasebetlerinden bahsetmektedir.
• ALLAH ’ın Resûlü, Mescid-i Aksa’nın ‘Mescid’ oluşunu belirtmek ve onun çevresinden Sidretü’l-Münteha’nın yeraldığı yüce gök katlarına yükselmek için, Mekke’den Kudüs’e, o gece teşrif etmiştir.
• Mekke döneminde nüzul eden İsra sûresinde ALLAH, İsrail oğullarının yok edilmesine sebep olacak iki fesattan haber vermektedir. İşte önemli nokta buradadır! Acaba bahsolunan bu iki fesat, ayetin nüzulünden önce mi gerçekleşmiştir, yoksa daha sonra mı gerçekleşecektir!

“Kitapta İsrailoğullarına şu hükmü verdik ki: “Doğrusu siz o ülkede iki defa fesat çıkaracaksınız ve çok kibirlenip böbürleneceksiniz.” (İsra, 4)

Beşinci ayette geçmekte olan ‘İza’ Arapça’da zarf edatı olarak kullanılan bir kelimedir ve olayın gelecekte gerçekleşeceğini gösterir. Aynı şekilde 4. ayette yer almakta olan ‘le tuisidunne’ ve ‘le ta’lunne’ kelimelerindeki ‘le’ de, Arap gramerinde gelecek için kullanılır. Öyleyse bu kelimelerin varoluşu, Yahudilerin çıkaracakları fesadın daha gelmemiş olup, ayetlerin nüzulünden sonra gelecek bir zaman diliminde gerçekleşeceğini bizlere anlatmaktadır.

“Bu ikisinden birincisinin vakti gelince, üzerinize güçlü kuvvetli kullarımızı göndereceğiz ve onlar bütün diyarlarınızı kontrol altına alacaklar, bu gerçekleştirilmesi gereken bir vaattir.” (İsra, 5)

Her iki ayetten de (İsra, 4-5), gayet açık şekilde anlaşılmaktadır ki Yahudiler, İslam’ın, Mekke döneminden sonra fitne ve fesat çıkaracaklar, ancak vakti geldiğinde, Cenab-ı Hakk’ın ‘kullarım’ dediği Müslümanlarla bu ateş söndürülecek ve Yahudiler bozguna uğratılarak, bütün diyarları İslam’ın kontrolüne girecektir… Nitekim aynen böyle olmuş, Mekke dönemi, Medine hicreti ve sonra gelişen olaylarla Yahudiler, çıkardıkları her türlü hile ve entrikaya rağmen ilk Müslümanlar tarafından mağlûp edilmişler ve Medine, Hayber, Teyma gibi bölgelerdeki Yahudi gücü yok edilerek buralardan kovulmuşlardır. Yani, İsra Suresi’nin 5. ayetindeki vaat gerçekleşmiş ve Yahudiler, ikinci fesatlarına kadar bu bölgelerde aktif olarak barınma şanslarını kaybetmişlerdir.

Yahudilerin ayette adı geçen ikinci fesatları acaba hangisidir ve ne zaman gerçekleşecektir?

İsra Suresinin 6. ayeti çok manidardır: “Bunun ardından sizleri onlara galip getireceğiz, mallar ve çocuklarla size yardım edecek ve savaş halinde sayınızı artıracağız.”

Bu ayette Cenab-ı Hak, Yahudilerin bu defa aynı bölgelerde bir gün tekrar hakimiyet şeklinin bir ‘devlet’ tarzında olacağını da haber vermektedir. Zira ayetin metninde geçen ‘kerre’ kelimesi, Arapça’da ‘devlet’ ve ‘hakimiyet’ manalarında kullanılır. Nitekim, İslam’ın ilk devirlerinden sonra (1. Fesattan sonra) 1948’lere kadar önemli bir Yahudi meselesiyle uğraşmayan Müslümanlar, 1948 yılında Yahudilerin bir İsrail Devleti kurmasıyla ikinci Yahudi fesadıyla karşılaşmışlar ve Yahudiler, hakimiyeti tesis ederek, bu bölgeyi elde etmişlerdir.
“…mallar ve çocuklarla size yardım edecek…” mealindeki 6. İsra ayetinin içinde geçen bu ifadeler, kurulan İsrail Devletinin, Hıristiyan Amerika ve Batı’dan gelen yardımcılarla ayakta duracağını, bize bir Kur’an mucizesi olarak haber vermektedir!

İsra suresinin 6. ayeti, “… savaş halinde sayınızı artıracağız…” şeklinde bitmektedir. 1948 yılında, özellikle Amerikalı Yahudilerin muazzam filolar halinde ve aylar boyu süreyle İsrail’e göç etmeleri, bu ayetin mucizevî bir tezahürüdür.

Öyleyse Yahudilerin ikinci fesadı, şu andaki İsrail Devletinin fesat ve zulmüdür.

Halen Filistin’in en ücra köyünde bile sürmekte olan ve herkesi, insanlığından utandıracak zulmün sonunu merak edenler, Yahudilerin Peygamberimizden sonraki durumuna işaret eden İsra Sûresinin 4 ve 5. ayetlerinin devamı olan 7. İsra ayetini dikkatle okusunlar.

“Vaatlerden ikincisinin (başkaldırmanızın) ceza vakti geldiğinde (öyle kullar göndeririz ki) yüzlerinizi kötü duruma soksunlar (üzüntüden suratlarınızın asılmasına sebep olsunlar) ve ilk kez girdikleri gibi yine Mescid’e (Kudüs’e) girsinler ve ele geçirdiklerini mahvetsinler.”

Cenab-ı Hakk’ın Yahudilerin bir gün galip gelerek, yeniden devlet kuracaklarını bizlere bildirdiği İsra 6. ayetten sonra gelen İsra 7’de, bu devlet zulmünün bir gün biteceği ve Müslümanların ilk defa olduğu gibi tekrar Mescid-i Aksa’ya girerek Yahudileri cezalandıracağı ve onların yüz hatlarının çok kötü bir hale geleceğini bizlere müjdelenmektedir. Dikkat edilirse, Müslümanların tekrar Mescid-i Aksa’ya gireceği ifadesinde; Mescid’in Yahudilerin işgalinde olacağı da anlatılmaktadır. Nitekim Mescid-i Aksa, 1967 yılında Yahudilerin eline geçmiştir.

• İsra suresinin sonunda da Yahudilerin ikinci fesadı ile ilgili bir başka ayet yer almaktadır:
“Sonra İsrailoğullarına bu memlekette siz oturun, diğerinin vakti gelince, hepinizi bir araya getiririz” dedik. (İsra 104.)
Bu ayetin metninde geçen ‘lefife’ kelimesinin Arapça manası ‘muhtelif topluluklar’ demektir ki, 1948’de İsrail’i kuran Yahudi göçmenler, muhtelif topluluklar halinde dünyanın her tarafından FİLİSTİN’e gelmişler ve 14 Mayıs 1948 gecesinde İsrail Devletini kurmuşlardı. (Jerusalem Post 10 Ağustos 1967) Cifir ilmine vakıf olanlar, bu ayetteki ‘lefife’ kelimesinin yılı, ayı ve gününe varana kadar İsrail Devletinin kuruluş tarihini gösterdiğini çok iyi bilirler.

İsra Sûresine ait ayetlerin tefsirinden sonra, yazımızı şu Hadîs-i Şerif ile sürdürüyoruz.

Evet, Ahirzaman peygamberi buyuruyor:

“Müslümanlar, Yahudilerle harp etmedikçe kıyamet kopmayacak. Harp olacak ve Müslümanlar onları yenip öldürecekler. Öyle ki, Yahudiler ağaç ve taşların arkasına saklanacaklar, o ağaç ve taşlar konuşarak, “Ey Müslüman, ey Allah’ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür,” diyecek. Sadece ⁄arkad ağacı haber vermeyecek, çünkü bu ağaç, onların ağacıdır.” (Ennihaye, cilt 1, shf. 87, 103, 104, 117, İbni Mace, cild: 2, shf: 1363; Müslim, cild: 4 Shf: 2239)

Hadiste adı geçen ⁄arkad ağacı. Kamus’ta “Sincan Dikeni” veya “Yahudi ağacı” olarak belirtilir. Anadolu’nun muhtelif bölgelerinde ise Karaçalı, Karadiken, Kunar, Çalıtohumu, Çalıdikeni, Çeşmizen ve Hz. İsa Dikeni gibi çeşitli isimler altında tanınır. Boyu 2-3 m. olan bu ağacın Latince ismi “PALIURUS SPINA CHRISTI”dir.

Tehlikeli dikenlere sahip olan bu ağaç, Filistin havalisinde Yahudiler tarafından halen çok yaygın bir şekilde dikilmektedir…

“Onlar toplu olarak sizinle savaşmazlar ancak müstahkem şehirlerde yahut surların ardında sizinle savaşmak isterler. Kendi aralarındaki çekişmeleri oldukça çetindir. Sen onları toplu sanırsın, oysa onların kalpleri dağınıktır. Öyledir, çünkü onlar aklını kullanmayan bir topluluktur” (Haşr, 14)

Bundan yıllar önce gazetecilerin, İsrail Devleti’nin o günkü başbakanı Şimon Perez’e “Kur’an-ı Kerim, sizin devletinizin yıkılacağından haber veriyor” diye hatırlattıklarında, Perez şu cevabı vermişti:

“Kur’an’ın bahsettiği Müslümanlar gelsin, düşünürüz.” (Tercüman Gazetesi, Ergun Göze, 1986)
Yazımızı, İsra sûresinin 51. ayetiyle bitiriyoruz:

“Sana alaylı alaylı başını sallayacaklar ve ne zamandır, diyecekler. Sen, ‘yakında olması mümkündür’ de.”

ALLAH CC selamı bereketi Rahmeti üzerinize olsun.”

Yahudilerin fesat çıkarma ve yok oluş süreçlerine işaret eden ayet mealleri

“Biz İsrailoğulları’na Tevrat’ta şu hükmü verdik: “Muhakkak siz, yeryüzünde iki defa fesat çıkaracaksınız ve muhakkak büyük bir yükselişle yükseleceksiniz.” (İsra Suresi, 4)

“Kitapta İsrailoğullarına şu hükmü verdik ki: “Doğrusu siz o ülkede iki defa fesat çıkaracaksınız ve çok kibirlenip böbürleneceksiniz.” (İsra Suresi, 4)

“Bu ikisinden birincisinin vakti gelince, üzerinize güçlü kuvvetli kullarımızı göndereceğiz ve onlar bütün diyarlarınızı kontrol altına alacaklar, bu gerçekleştirilmesi gereken bir vaattir.” (İsra Suresi, 5)

“Bunun ardından sizleri onlara galip getireceğiz, mallar ve çocuklarla size yardım edecek ve savaş halinde sayınızı artıracağız.” (İsra Suresi,6)

“Vaatlerden ikincisinin (başkaldırmanızın) ceza vakti geldiğinde (öyle kullar göndeririz ki) yüzlerinizi kötü duruma soksunlar (üzüntüden suratlarınızın asılmasına sebep olsunlar) ve ilk kez girdikleri gibi yine Mescid’e (Kudüs’e) girsinler ve ele geçirdiklerini mahvetsinler.” (İsra Suresi,7)

“Sonra İsrailoğullarına bu memlekette siz oturun, diğerinin vakti gelince, hepinizi bir araya getiririz” dedik. (İsra 104.)

Yahudilerin çıkaracakları fesatları (bozgunculuk) farklı yazarlar farklı yorumlamışlar. Birisi İslam’dan önceki fesatları için diğeri İslam’dan sonraki fesatları için yorumlamış. Ben de Yahudilerin çıkardıkları fesatları İslam’dan önce ve sonra olmak üzere iki kısma ayırarak inceledim. Her iki görüşü telif ederek (bir araya getirerek) aktardım.

1.Yahudilerin Çıkardıkları Fesatlar

1.1.Yahudilerin İslam’dan Önce Çıkardıkları Fesatlar

A- Yahudilerin İslam’dan Önce Çıkardıkları Birinci Fesat

Tevrat’ta yazılan fesad ve cezalardan birincisi Hz. Süleyman’dan sonra gerçekleşmişti. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi Yahudiler Tevrat’ın hükmünü dinlemediler, putlara taptılar, peygamberleri Eş’iya’yı (a.s.) öldürdüler. Cenab-ı Hak da Yahudilere Buhtunnasır isimli birini musallat etti. Buhtunnasır, Yahudilerin ileri gelenlerini öldürdü, kadınlarını, çocuklarını esir aldı, mallarını yağmaladı. Mescid-i Aksa’yı ahır yaptı, Yahudi alimlerinden pekçoğunu hizmetçi olarak kullandı. Böylece Yahudi Devleti M.Ö. 586 yılında tarih sahnesinden silindi.
Bundan sonra Yahudiler sürgün hayatı yaşamaya başladılar.

B- Yahudilerin İslam’dan Önce Çıkardıkları İkinci Fesat

Bir müddet sonra ayette de belirtildiği gibi Yüce Rabbimiz Yahudilere mal ve evlatla kuvvet verdi. Yahudiler buna şükredecekleri yerde her zaman olduğu gibi yine nankörlük ettiler. Kendilerine peygamber olarak gönderilen Hz. Zekeriyya’yı, Hz. Yahya’yı şehid ettiler. Hz. İsa’yı öldürme teşebbüsünde bulundular. Yüce Rabbimiz onu huzuruna aldı, Yahudilere de vaadi gereği M.S. 70. yılında Romalıları musallat etti. Bunlar Buhtunnasır’ın daha önce yaptığı gibi Yahudilerin kimini kesip kimini de esir aldılar. Kudüs’ü yağmaladılar. Kitapları yaktılar, mabedlerini tahrip ettiler. Yahudiler bir defa daha iyiden iyiye tarumar oldu. Böylece Yahudiler Tevrat’ta yazıldığı, Kur’an-ı Kerimde haber verildiği üzere iki defa cezalandırılmış oldu.

Yahudiler iki defa fesat çıkarıp iki defa Cenab-ı ALLAH tarafından cezalandırıldıktan sonra tekrar tekrar fesat çıkardılar. Cenab-ı Hak da “Kıyamet gününe kadar azabın en kötüsüyle onlara eziyet edecek kimseleri musallat edeceği” vaadi ve “Eğer fesada dönerseniz, Biz de cezaya döneriz” tehdidi gereği birkaç defa cezaya döndü.

1.2.Yahudilerin İslam’dan sonra Çıkardıkları Fesatlar

1.2.1.Yahudilerin İslam’dan Sonra Çıkardığı Birinci Fesat

“Kitapta İsrailoğullarına şu hükmü verdik ki: “Doğrusu siz o ülkede iki defa fesat çıkaracaksınız ve çok kibirlenip böbürleneceksiniz.” (İsra Suresi, 4)

“Bu ikisinden birincisinin vakti gelince, üzerinize güçlü kuvvetli kullarımızı göndereceğiz ve onlar bütün diyarlarınızı kontrol altına alacaklar, bu gerçekleştirilmesi gereken bir vaattir.” (İsra Suresi, 5)

Her iki ayetten de (İsra Suresi, 4-5), gayet açık şekilde anlaşılmaktadır ki Yahudiler, İslam’ın, Mekke döneminden sonra fitne ve fesat çıkaracaklar, ancak vakti geldiğinde, Cenab-ı Hakk’ın ‘kullarım’ dediği Müslümanlarla bu ateş söndürülecek ve Yahudiler bozguna uğratılarak, bütün diyarları İslam’ın kontrolüne girecektir… Nitekim aynen böyle olmuş, Mekke dönemi, Medine hicreti ve sonra gelişen olaylarla Yahudiler, çıkardıkları her türlü hile ve entrikaya rağmen ilk Müslümanlar tarafından mağlûp edilmişler ve Medine, Hayber, Teyma gibi bölgelerdeki Yahudi gücü yok edilerek buralardan kovulmuşlardır. Yani, İsra Suresi’nin 5. ayetindeki vaat gerçekleşmiş ve Yahudiler, ikinci fesatlarına kadar bu bölgelerde aktif olarak barınma şanslarını kaybetmişlerdir.

Yahudiler ikinci cezadan sonra vatansız kalmışlar, yeryüzünün çeşitli yerlerine dağılmışlardı. Başka milletlerin idaresi altında yaşıyorlardı. Bir kısmı da Mekke ve Medine’ye yerleşmişlerdi. Peygamberimiz Medine’ye hicret ettikten sonra Yahudilerle bir anlaşma yapmıştı. Fakat Yahudiler bu anlaşmayı bozdular, Peygamberimizi öldürmeye teşebbüs ettiler, anlaşma gereği Medine’yi düşmandan koruyacakları yerde düşmanla bir olup Müslümanlara karşı savaştılar. Medine’de daha pekçok fitne ve fesat çıkardılar. Yeni kurulan İslam devleti için büyük bir tehdit oluşturmaya başladılar. Bunun üzerine Cenab-ı Hak vaadi gereği bu defa da onları Peygamberimizin ve Müslümanların eliyle cezalandırdı.

Peygamberimiz onlardan pek çoğunu Arap Yarımadasından sürdü, bazılarını Tevrat’ın hükmü gereği ölümle cezalandırdı, mallarını ganimet olarak ele geçirdi.

Aradan yıllar geçti, çeşitli Avrupa ülkelerindeki Yahudiler fıtratları gereği oralarda fesat çıkardılar. O ülkelerde misafir oldukları halde kendilerini ev sahibi gibi gördüler. Bunun neticesinde daha önce ifade ettiğimiz gibi pek çok ülkede öldürüldüler, mallarına el konuldu, kitleler halinde sürgün edildiler.

Yahudiler son olarak en şiddetli şekilde fitne fesat çıkardıkları için Almanya’da Hitler tarafından cezalandırıldılar.

Görüldüğü gibi tarihleri boyunca Yahudiler fitne fesad çıkarmışlar, Allah da onları her seferinde cezalandırmıştır. Bu fesatların ve verilen cezaların sayısı bir hayli fazladır. Yahudiler, en son olarak Hitler tarafından şiddetli bir şekilde cezalandırılmışlardır.

1.2.2. Yahudilerin İslam’dan Sonra Çıkardığı İkinci Fesat

a-Allahın Yahudilere Tekrar Toparlanma İmkanı Vermesi

Günümüzde ise her cezadan sonra olduğu gibi, Allah yine onları mal ve evlatla kuvvetlendirmiştir. 40 yıllık bir süredir ise diğer ülkelerin de yardımıyla sancılı da olsa küçük bir devlet lütfetmiştir. Burada zihinlere Yahudilerin yakın zamanda niçin tokat yemedikleriyle ilgili bir sual geliyor. Bediüzzaman Hazretleri böyle bir suale verdiği cevapta şöyle diyor:
“Yahudi milleti hubb-u hayat ve dünyaperestlikte ifrat ettikleri için [hayat ve dünya sevgisinde aşırı gittikleri için] her asırda zillet ve meskenet tokadını yemeğe müstehak olmuşlar. Fakat bu Filistin meselesinde, hubb-u hayat ve dünyaperestlik hissi değil, belki enbiya-i Beni İsrailiyenin [İsrailoğulları peygamberlerinin] mezaristanı olan Filistin o eski peygamberlerin kendi milliyetlerinden bulunması cihetiyle bir cihette bir ehemmiyetli hiss-i milli ve dini [milli ve dini his] olmasından çabuk tokat yemiyorlar. Yoksa koca Arabistan’da az bir zümre hiç dayanamayacaktı, çabuk meskenete girecekti.”

Evet Yahudilerin çabuk tokat yememelerinin sebebi Filistin meselesinde hayat ve dünya sevgisiyle değil, dini ve milli hislerle hareket etmelerindendir. Onların çabuk tokat yememelerinin mühim bir sebebi budur.

Diğer taraftan Yüce Rabbimiz “Müslümanlar kardeştir” hakikatını unutup birbirlerine düşman olan, birbirlerinin kanını emen milyonlarca Arabı, sayıları pek az olan Yahudilerle cezalandırdığı da unutulmamalıdır.

b-Dağınık Yahudilerin Bir Araya Toplanması Ve İsrail Devletinin Kurulması

“Sonra İsrailoğullarına bu memlekette siz oturun, diğerinin vakti gelince, hepinizi bir araya getiririz” dedik. (İsra 104.)

Bu ayetin metninde geçen ‘lefife’ kelimesinin Arapça manası ‘muhtelif topluluklar’ demektir ki, 1948’de İsrail’i kuran Yahudi göçmenler, muhtelif topluluklar halinde dünyanın her tarafından FİLİSTİN’e gelmişler ve 14 Mayıs 1948 gecesinde İsrail Devletini kurmuşlardı. (Jerusalem Post 10 Ağustos 1967) Cifir ilmine vakıf olanlar, bu ayetteki ‘lefife’ kelimesinin yılı, ayı ve gününe varana kadar İsrail Devletinin kuruluş tarihini gösterdiğini çok iyi bilirler.

c-İsrail Devletinin Kurulması Onların Kolay Hedef Olması Demektir

İsrail bağımsızlığını ilan edince ABD’den sonra elçilik açtığı ilk ülkelerden biri de Türkiye’dir.

Rivayet olunur ki İsrail büyükelçisi Ankara’da göreve başlayınca ilk ziyaretlerinden birini de dönemin Diyanet İşleri Başkanı Merhum Ahmet Hamdi Akseki (1947-51) hocaya yapar. Merhum Akseki randevu talebine bir anlam verememesine rağmen kabul eder.

İsrail elçisi ziyaretinin ana sebebini şöyle izah eder: Sizin peygamberiniz bir hadisinde:
“Müslümanlarla Yahudiler çarpışmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Yahudi taşın, ağacın arkasına saklanacak, bunun üzerine o taş, o ağaç Yahudi’yi kovalayan kimseye, ‘Ey Müslüman! Arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür!’ diyecek. Yalnız garkad ağacı bir şey söylemeyecek; çünkü o Yahudilerin ağaçlarındandır.” (Buhari, Cihad 94, Menakıb 25; Müslim, Fiten 82)

Ve ardından şöyle devam eder: bakın biz devlet kurduk, buna ne dersiniz?.

Merhum Akseki: ben de bu hadisi biliyorum, peygamberimiz (sav) söylemişse mutlaka gerçekleşeceğine de iman ediyorum, fakat ben, Müslümanlar her biri dünyanın bir bölgesine dağılmış Yahudileri nasıl bulacak ve tanıyacaklar diye düşünüyordum, siz Filistin’de toplanmaya başlayınca ben işte peygamberimizin haber verdiği hadise yaklaşıyor dedim. Gerekli cevabı alan elçi hiçbir söz söylemeden makamdan ayrılır.

d-Yahudilerin İslam’dan Sonra İkinci Defa Fesat Çıkarması

Yahudi’lerin ayette adı geçen ikinci fesatları acaba hangisidir ve ne zaman gerçekleşecektir?

İsra Suresinin 6. ayeti çok manidardır: “Bunun ardından sizleri onlara galip getireceğiz, mallar ve çocuklarla size yardım edecek ve savaş halinde sayınızı artıracağız.”

Bu ayette Cenab-ı Hak, Yahudilerin bu defa aynı bölgelerde bir gün tekrar hakimiyet şeklinin bir ‘devlet’ tarzında olacağını da haber vermektedir. Zira ayetin metninde geçen ‘kerre’ kelimesi, Arapça’da ‘devlet’ ve ‘hakimiyet’ manalarında kullanılır. Nitekim, İslam’ın ilk devirlerinden sonra (1. Fesattan sonra) 1948’lere kadar önemli bir Yahudi meselesiyle uğraşmayan Müslümanlar, 1948 yılında Yahudilerin bir İsrail Devleti kurmasıyla ikinci Yahudi fesadıyla karşılaşmışlar ve Yahudiler, hakimiyeti tesis ederek, bu bölgeyi elde etmişlerdir.

“…mallar ve çocuklarla size yardım edecek…” mealindeki 6. İsra ayetinin içinde geçen bu ifadeler, kurulan İsrail Devletinin, Hıristiyan Amerika ve Batı’dan gelen yardımcılarla ayakta duracağını, bize bir Kur’an mucizesi olarak haber vermektedir!

İsra suresinin 6. ayeti, “… savaş halinde sayınızı artıracağız…” şeklinde bitmektedir. 1948 yılında, özellikle Amerikalı Yahudilerin muazzam filolar halinde ve aylar boyu süreyle İsrail’e göç etmeleri, bu ayetin mucizevi bir tezahürüdür.

Öyleyse Yahudilerin ikinci fesadı, şu andaki İsrail Devletinin fesat ve zulmüdür.

e-Yahudilerin Yok Edilmesi

Halen Filistin’in en ücra köyünde bile sürmekte olan ve herkesi, insanlığından utandıracak zulmün sonunu merak edenler, Yahudilerin Peygamberimizden sonraki durumuna işaret eden İsra Sûresinin 4 ve 5. ayetlerinin devamı olan 7. İsra ayetini dikkatle okusunlar.

“Vaatlerden ikincisinin (başkaldırmanızın) ceza vakti geldiğinde (öyle kullar göndeririz ki) yüzlerinizi kötü duruma soksunlar (üzüntüden suratlarınızın asılmasına sebep olsunlar) ve ilk kez girdikleri gibi yine Mescid’e (Kudüs’e) girsinler ve ele geçirdiklerini mahvetsinler.”

Mescid-i Aksa, 1967 yılında Yahudilerin eline geçmiştir.

Cenab-ı Hakk’ın Yahudilerin bir gün galip gelerek, yeniden devlet kuracaklarını bizlere bildirdiği İsra Suresi 6. ayetten sonra gelen İsra Suresi 7.ayetde, bu devlet zulmünün bir gün biteceği ve Müslümanların ilk defa olduğu gibi tekrar Mescid-i Aksa’ya girerek Yahudileri cezalandıracağı ve onların yüz hatlarının çok kötü bir hale geleceğini bizlere müjdelenmektedir.

  1. ABD İstihbaratının 2022 Haritasında İsrail Yok

ABD eski Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, “10 yıl içinde artık İsrail olmayacak”

ABD’de 16 istihbarat örgütünden oluşan ABD İstihbarat Topluluğu tarafından hazırlanan İsrail konulu rapor basına sızdı. Toplam 70 milyar dolar üzerinde bütçeye sahip 16 ABD İstihbarat Kurumu, “İsrail-sonrası Orta Doğu’ya Hazırlık” adlı 82 sayfalık bir analiz yayınladı.
Yazar Kevin Barrett tarafından yayınlanan ABD istihbarat raporu, 1967’de çalınan topraklara yerleşen 700 bin kanun dışı İsrailli yerleşimcinin topraklardaki süregelen varlıklarını dünyaya asla kabul ettiremeyeceklerini vurguluyor.

İstihbarat raporuna göre, İsrail’i yöneten aşırı Likud koalisyonu, kanun-dışı yerleşimcilerin yaygın şiddetini ve hukuksuzluğunu destekliyor ve buna göz yumuyor.

Rapor, yerleşimcilerin vahşeti ve ırkçı tavırları ile bu yapının, sürdürülemez ve Amerikan değerleriyle uyumsuz olduğunu kaydediyor.

Raporun yazarlarından ABD eski Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, “10 yıl içinde artık İsrail olmayacak” ifadesini kullanıyor.

3.Yahudiler de Kaçınılmaz Sonun farkında.

İsrail’de karşımızda, açık bir şekilde varlığını sürdürme endişesi sarmış, akibeti hakkında ciddi kaygıları olan ve bu kaygıları sürekli yeniden üreten devasa bir siyonist literatür bulunuyor. İsrail’de kendilerine Yokoluş’un ve Son’un Kahinleri adını veren bir grup ortaya çıktı. Bu kişiler, yok oluşun kehanetleri üzerinde gittikçe daha fazla duruyorlar. İsrail’in zevali meselesi, İsrail’in gündeminde çok açık bir biçimde yer almaya başladı.

İsrail’in varlığını sürdürme endişesi giderek artıyor.

İsrail devleti ve kamuoyu içerisindeki reaksiyonlar, yakından takip edildiğinde, İsrail’in geleceği ve siyonist hareket konusunda gerçek bir tartışmanın varlığına şahit olmak mümkündür.

Araplar, büyük ölçüde İsrail’in bir varoluş, bir ölüm-kalım mücadelesi verdiği görüşünde birleşmişlerdir. Herhangi bir krizle karşılaştığında bu devlet, varoluşsal krizlerin devletine dönüşmüştür.

Bu yüzden varlığını sürdürme kaygısının siyonistlerin kendi aralarında yaptıkları tartışmalarda kuvvetli bir şekilde ortaya çıktığını, İsrail devletinin varlık endişesinin baskısı ve akibetine dair sorgulamaların ağır bastığını görüyoruz. Eski Knesset Başkanı Abraham Burg, Haaret gazetesinin ekinde yazdığı bir yazıda, “İsrail, yok oluşunun kökenlerini bünyesinde taşıyan Siyonist bir gettodur” ifadesini kullanmaktadır. Aynı şekilde tanınmış yazar, B. Mikhail, Yediot Ahronot gazetesinde, “İsrail Devleti’nin sonu, ufukta görünüyor” başlıklı bir makale yazarken diğer İsrailli yazar ise, siyonizmin çöküşünün yakın olduğundan söz ediyor…

Suyun binbir yüzü

Yayınlandı: 29 Eylül 2017 / Genel

Aradığın su, düştüğün kuyudadır!
Kendi çukurunda kuruyabilir insan ummana karışamadan
Sen cansın özünü ten bilirsin
Katında su var susuz ölürsün
Tel tel iplik iplikte dikseler ağzımı, secde yerinde nabzımı yoklayanlar tek bir nefes duysa: Kendi benliğimi ifnâ, kendi varlığını icrâ eyle: “Al beni benden; kayd-ı bedenden, ayırma senden”
Hümâ-yı ‘ışk-pervâz ol gel ey cân murg-ı tenden geç…
‘Alâ’ikden mücerred ol yüri kayd-ı bedenden geç…

Eğer aşkı seversen cân olasın

Biz Allah’tan geldik, Allâh (Esmâ’sının açığa çıkması) içiniz ve O’na dönücüyüz (sonuçta bu gerçeği yaşayacağız) [2:156]

Bunca yıldır misafirsin bu tende

Cehâlettir ânı bilmez isen sende

Yaşıyorum sanıyorum ama gerçekte ölüyüm çünkü sonsuzdan kopmuşum. Oysa bir parçacığım ben bütüne hasret. Sense bir bardak suda okyanus gizleyensin, parça bütüne kavuşacak ki hasret dinsin. Bütünle bütünleşemediğim, birliği hissedemediğim sürece yaşamım daimi bir ölüm; Oysa âşık ölüdür, maşûk daim diri…

Kalk âşık kalk!

Acele et biraz

Bak! Su sesi geliyor,

Sense susuzsun

Ve uyuyorsun…

Bir katre iken kendimi ummâne düşürdüm

Hayfâ yolumu vâdi-i hicrâna düşürdüm


Bir katre iken… Ölümün hükümdarlığına gölge düşüren, ölümsüzlüğün habercisi bir okyanus. Parayı pul, zâlimi kul eden huzurun aktığı bir deniz. Yağmur damlasından büyüyen ve yine yağmur olan, “ben”de “biz”i “biz”de “ben”i saklayan bir göl. Gezgin, yârenler hası, yolculuk telâşında bir nehir. Gözü pek bir âşık-ı şeydâ, azalırken çoğalan bir şelale. Mütevazı, semazen akışlı, azimle davete icabet eden bir…

View original post 1.075 kelime daha